AnalizlerGenel

Geleceğin Ortadoğu’su erken karıştı

Tevfik Kadan

ABD ve İngiltere halkları yeni tip koronavirüs salgınından kırılırken; İngiliz ve Amerikan deniz planlamacıları, Kovid-19 salgınının “eski güzel günleri geri getirmek” ve “ayıyı biraz dürtmek” için mükemmel bir zaman olduğunu düşündüler. Hala küresel bir süper güç olduklarını kanıtlamaya çalışan Amerikalı ve İngiliz karar vericiler, 1980’den sonra ilk kez Rusya’nın arka bahçesine girerek sözde Ruslara gözdağı verdiler. NATO’nun bu tatbikatı son yılların en provokatif  eylemlerinden biri olarak değerlendirilirken, Rusların bölgede fiili atış eğitimlerine başladığı öğrenildi.

ABD’nin 6. Filosu’na bağlı Arleigh Burke sınıfı USS Donald Cook, USS Porter ve USS Roosevelt muhripleri ile Kraliyet Donanması’na bağlı HMS Kent firkateyni pazar günü Barents Denizi’ne gitmek üzere yola çıktı. Gemilerin yola çıkışına ilişkin NATO’dan yapılan bildirimde #openforbusiness, #powerforpeace ve #strongertogether etiketleri kullanıldı. Muharebe destek gemisi USNS Supply’ın da bölgede olduğu bildirildi.

Tatbikata ilişkin açıklama yapan 6. Filo Komutanı Amiral Lisa Franchetti, “Bu zorlu zamanlarda istikrarlı operasyonlarımızı sürdürmemiz her zamankinden daha önemli. NATO’nun Arktik hazırlığının sebebi; bölgesel güvenliği ve istikrarı artırma, güven oluşturma ve güçlendirme konusundaki taahhüdünü gösterme misyonundan kaynaklanmaktadır” dedi.

Yine de tatbikatta, Kuzey Kutup Operasyonları’nda yetkin birkaç NATO Donanması’ndan biri olan Norveç Donanması’ndan herhangi bir geminin bulunmaması dikkat çekti. Rusya’yı gereksiz yere kışkırtmaya karşı ihtiyatlı görünen Oslo, tatbikatı izlemeyi tercih etti. Barents Denizi’ne gözlemci olarak giden Savunma Bakanı Frank Bakke-Jensen, “Bu tatbikatı önceliklendirmedik” dedi.

RUSYA’DAN YANIT GECİKMEDİ

Moskova ise Anglo-Amerikan konuşlandırması hakkında yorum yapmadı. Bir açıklama yerine, Kuzey Filosu’ndaki füze kruvazörü Marshal Ustinov’u Severomorsk Limanı’ndan çıkararak, Barents Denizi’nde “düşman gemilerine ve uçaklara karşı savunma tatbikatları yapmak” için konuşlandırdı. Fiili atış eğitimlerinin icra edileceği açıklanan tatbikatta, NATO gemilerinin yakından takip edildiği bildirildi.

BARENTS DENİZİ GELECEĞİN ORTADOĞUSU
Barents Denizi, geleceğin Ortadoğu’su olmaya aday. Zengin petrol ve doğalgaz yataklarıyla küresel güçlerin çoktan dikkatini çeken bölge, buzulların erimesiyle de yepyeni bir ticaret rotasını insanlığın kullanımına sunuyor.

Kuzey Deniz Rotası’nı 2010’da sadece 4 gemi kullanırken, 2011’de 34 ve 2012’de 46 gemi kullandı. Buzulların erimesiyle birlikte gemi geçişleri her yıl artarken, ilk kez 2018’de bir konteyner gemisi bu rota üzerinden mal taşımacılığı yaptı.

Danimarkalı taşımacılık firması Maersk’e ait Venta Maersk adlı konteyner gemisi, Süveyş Kanalı rotası yerine Kuzey Buz Denizi rotasını kullanarak seferini 16 gün erken tamamladı. Böylece güneyden 11 bin 300 deniz mili süren yolculuk, kuzeydeki rota ile 7 bin mile kadar düşmüş oldu. 

Arktik’teki yeni deniz yollarının açılması, Kanada-Rusya, Asya-Kuzey ve Amerika-Avrupa arasındaki mesafeleri de önemli ölçüde kısaltacak. 2050 yılına kadar Asya ve Avrupa arasındaki toplam konteyner ticaretinin yüzde 10’unun bu rota üzerinden yapılacağı tahmin ediliyor.

Çin içinse bu yeni rotalar, senede 100 milyar dolar tasarruf anlamına geliyor. Medvedev’in daha 2009’da söylediği “Arktik Okyanusu, Rusya Federasyonu’nun milli gelirinin yüzde 20’sini, ihracatının yüzde 22’sini üretiyor” sözleri de bölgenin önemini gösteriyor.

Buzullar şimdilik yılın üç ayında gemi geçişlerine izin verse de, Rus yetkililer, yeni nesil buz kırıcı gemileri ile 2020’lerden itibaren bu rotayı yılın 12 ayı açık tutabileceğini vurguluyor. Amerikalı Meteorolog Mark Serreze gibi uzmanlar ise küresel ısınmanın sürmesi ve sıcaklıkların artması halinde, 2030 yazında Kuzey Buz Denizi’nde hiç buzul kalmamış olabileceği tahmininde bulunuyor.

HİDROKARBON REZERVLERİ İŞTAH KABARTIYOR

Arktik bölgesi, son yıllarda sadece yeni rotalar için değil alternatif doğal kaynakların elde edilmesi için de büyük şirketlerin iştahını kabartıyor.

Küresel doğalgaz rezervlerinin yüzde 30’u, ham petrol rezervlerinin yüzde 13’ünün bulunduğu değerlendirilen bu denizin yüzde 88’i sahildarların Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) iken, yüzde 12’lik kısmı açık deniz (high seas) statüsünde.

Kıyılarının yüzde 65’i Rusya Federasyonu’na ait olduğundan, deniz dibindeki enerji rezervlerinin büyük çoğunluğu da Rusya Federasyonu’na ait. 3.2 milyar m³ rezerv ile dünyanın en büyük gaz rezervi olan Shkotman havzasında Rusya, 2008 yılından sonra gaz temin çalışmalarına başladı. Rusya’yı bir yıl sonra Barents Denizi’nde Norveç izledi.

Rusya’nın yanında Çin de, buz tabakasının incelmesi ve maden kaynaklarına kolay erişilebilir olması nedeniyle Grönland’daki maden arama çalışmalarına katılıyor. Eğer gerçekleşirse, bölgede yılda 15 milyon ton demir cevheri üretilecek ve böylece gemilere yeni bir rota açılmış olacak. Ada’da 1 milyar ton demir cevheri rezervi çıkartacak maden inşa etmek için 2.3 milyar dolar yatırım yapılacak ve bu paranın kaynağı Çin olacak.

Çin haricinde, İngiliz-Hollanda ortaklığı olan Shell de Batı Grönland kıyılarında faaliyetlerde bulunurken, İngiltere’de faaliyet gösteren Cairn Enerji Şirketi de aynı bölgede aktivitelerini sürdürüyor. Avrupa Birliği ise Barent Denizi’nde son 5 yılda 1.14 milyar avro yatırım yaptı.

Arktik bölgesi ayrıca küresel ısınma nedeniyle soğuk sulara kaçan pek çok balık türüne de ev sahipliği yapıyor. Geçmiş yıllara göre balık stoklarının arttığı bu bölge, balıkçılık alanında da gerilimlere neden olacak potansiyele sahip.

RUSYA’NIN TAM HAKİMİYETİ VAR

Bölgede kaynak bol olunca askeri gerilimler de kendisini gösteriyor. ABD ve İngiltere Soğuk Savaş’ın ardından ilk kez bölgeye gemiler göndermeye başladı.

Rus Donanması’nın yüzde 67’sinin Kuzey Donanması’na ait olması ve Kuzey Donanması ana üssünün bu bölgede olması ise Rusya’ya büyük stratejik avantaj sunuyor. Dünyada nükleer buz kıran gemisi olan tek ülke Rusya. Bölgede 8’i nükleer 11 büyük tonajlı buz kıran gemi/römorköre sahipliği, iki adet buz kıran gemisi olan ABD’ye karşı, Ruslara avantaj sunuyor.

Ruslar ayrıca dünyanın ilk nükleer güçlü açık deniz petrol/doğalgaz sondaj platformunu da burada hazırlıyorlar. Diğer yandan askeri hazırlıklar kapsamında, geçen aralık ayında bizzat Putin tarafından ilan edilen yeni askeri doktrin gereğince yeni tedbirler alıyorlar. Yeni doktrin, ilk kez Arktik Bölgesi’ni Rus etki alanı olarak tanımlıyor. Rusya’nın arka bahçesi sayılacak bölgede hava üsleri geliştirilip, erken uyarı radarları ve dinleme sistemleri modernize edilirken, hava üslerinde görevli uçak sayısı artırılıyor. Ayrıca Murmansk ve Yamal bölgelerinde 6000 kişilik acil müdahale gücü kuruluyor.

NATO’NUN KOÇ BAŞI NORVEÇ

Rusya, Kırım sonrası artan NATO düşmanlığı paralelinde daha kuşkucu ve reaktif pozisyon alırken, sınırdaşı Norveç de bu gergin ortamı daha da zorlaştıracak hamlelerde bulunuyor. ABD ile birlikte Rusya’ya karşı uygulanan ambargoya Norveç katılıyor. Rusya, son zamanlarda Norveç için, stratejik perspektifte potansiyel tehdit ülke kategorisine alındı.

NATO’nun Arktik’teki öncü kalesinin Norveç olduğunu söylemeye gerek yok. Zira Norveç, Arktik Daire (66°33’N enlemi) kuzeyinde daimi askeri karargahı olan tek NATO ülkesi. Norveç, yeni gelişen Arktik jeopolitiği nedeniyle en önemli güvenlik ve savunma önceliğini bu bölgedeki çıkarlarının korunmasına veriyor. ABD güdümündeki NATO da, Norveç’in bu durumunu, Rusya’ya karşı koç başı olarak kullanıyor, onu ABD’nin bu bölgedeki çıkarları için öne sürüyor.

TÜRKİYE DE BÖLGEYE GİREBİLİR

Kuzey Buz Denizi Türkiye içinse henüz keşfedilmemiş bir bölge. Fakat burada faaliyet gösterebileceğimiz bir alan mevcut. Kuzey Buz Denizi’ndeki Svalbard (Spitsbergen) Adaları jeostratejik açıdan önemli. Az nüfusu, eşsiz doğası, kutup ayıları, bilimsel araştırma istasyonları, eski kömür ocakları ve hukuki statüsü ile ilgi çekiyor. 63 bin km2 yüzölçümündeki adalar, Belçika ve Hollanda büyüklüğünde. 3 bin kişinin yaşadığı adada Norveçli ve Ruslar en büyük gruplar. Norveç’e bağlı adalar bir vali tarafından yönetiliyor. 400 yıldır farklı ülkelerden insanlar balıkçılılık, balina avcılığı, madencilik, araştırma ve turizm için Svalbard ile ilgilenmişler. Svalbard, uluslararası anlamda herkese serbest, hiçbir kuralı, düzenlemesi ve ihtilafları çözecek mahkemesi bulunmayan bir yerdi. Kömür madenlerinin bulunmasıyla Şubat 1920’de Paris’te imzalanan anlaşma ile Norveç’e bağlandı. Svalbard, Temmuz 1925’den beri Norveç Krallığı’nın parçası.

Norveç’in Svalbard politikası, takımadaları büyük güçlerin çatışmalarından uzak tutmak üzerine kurulu. Bu, Svalbard Antlaşması’na tutarlı şekilde bağlı kalınmasıyla başarıldı. Svalbard Anlaşması, 98 yıldır yürürlükte olan nadir antlaşmalardan biri. Türkiye, geç kalmış olsa da, 45 devletin imzaladığı antlaşmaya taraf olabilir ve taraf devlet vatandaşlarının kazanacağı haklardan yararlanabilir. Böylece, önemli gelişmelerin yaşanacağı Kuzey Kutbu’na olan ilgimizi somut olarak gösterebiliriz. Ayrıca, Antarktika’da olduğu gibi Arktika’da da yer bilimi, iklim değişikliği, kuzey ışıkları, derin deniz akıntıları, deniz kirliliği, bitki ve hayvan türleri, biyolojik çeşitlilik gibi alanlarda bilimsel araştırma istasyonu kurulabilir. Svalbard Üniversitesi’ne lisans ve lisansüstü eğitim için öğrenciler gönderilebilir.

Norveç’in takımadalar ve karasuları üzerinde tam egemenlik hakkı bulunmakla birlikte, antlaşmaya taraf olan devletlerin vatandaşlarına eşit haklar veriliyor. İmza atan devletin vatandaşları; Svalbard takımadalarına, karasularına, fiyortlarına ve limanlarına giriş, adalarda oturma, balıkçılık ve avlanma, denizcilik, madencilik, mal-mülk ile ilgili hakların edinilmesi ve kullanımı hakkı kazanıyor.

KUTU: TRUMP GRÖNLAND’I SATIN ALMAK İSTİYOR

ABD Başkanı Donald Trump, Danimarka’dan Grönland Adası’nı satın almak istemişti. Trump’ın Grönland’ı satın alma fikrini, ilkbaharda bir yemekte konuklardan birinin Danimarka’nın özerk statüdeki adaya her yıl aktardığı 500 milyon dolarlık kaynağı bulmakta zorlandığını söylemesinden sonra gündeme getirdiği ve Beyaz Saray’daki danışmanlarına konuyu araştırma talimatını verdiği öne sürülmüştü.

Wall Street Journal’a göre danışmanları Trump’a bu konuda destek verdi ve ABD Başkanı’nın 1867’de Rusya’dan Alaska’nın 7.2 milyon dolara satın alınması gibi bir siyasi miras bırakabileceğini söyledi. 1.5 milyon kilometrekareden fazla yüzölçümü olan Alaska’ya ödenen paranın bugünkü değerinin 2018 rakamlarıyla 108 milyon dolar olduğu hesaplanıyor.

Eski ABD başkanlarından Harry Truman da 1946 yılında 2160 milyon kilometrekarelik yüzölçümüyle dünyanın en büyük adası olan, yüzde 81’i buzullarla kaplı Grönland’ı 100 milyon dolara satın almak istemiş, fakat Danimarka bu teklifi reddetmişti.

 Trump’ın Grönland teklifi ise Danimarka siyasetinde dalga konusu oldu. Eski Başbakan Lars Lokke Rasmussen “Bu bir 1 Nisan şakası olmalı. Son derece yersiz” derken, Danimarka Halk Partisi’nin Dış Politika Sözcüsü Soren Espersen “Eğer bunu gerçekten düşünüyorsa, delirdiğinin nihai kanıtı” ifadelerini kullandı.

Tevfik Kadan

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı