AnalizlerGenel

Yunanistan-İtalya arasında imzalanan MEB Anlaşması’nın Doğu Akdeniz’deki Türk egemenliğine etkisi

Yunanistan ile İtalya arasında imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması, Yunanistan’ın, adaların tam etkili olduğu yönündeki iddialarından feragat ettiğini gösteriyor. Anlaşmada jeodezik haritaların kullanılması ise Türkiye’nin Libya, İsrail ve Filistin ile denizden komşu olduğunu doğruluyor.

TEVFİK KADAN

Yunanistan ve İtalya Dışişleri Bakanları, 9 Haziran 2020 günü Atina’da bir araya gelerek iki ülke arasındaki İyon Denizi’nde Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Anlaşması imzaladı. 

İmzalanan anlaşmada, 1977 yılında iki ülke arasında kabul edilen kıtasahanlığı sınırlarının aynen korunduğu, bu sınırlara göre Münhasır Ekonomik Bölge haklarının düzenlediği görülüyor.

Yani söz konusu anlaşmada Yunan tarafı, hemen Korfu’nun üzerinde bulunan Diapontian (%70) ve Strofades (%32) gibi Yunan adalarına sınırlı etki tanıyan koordinatları[1] kabul etmiş oluyor. 

Deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasında adalara sınırlı etki tanıyan bu yaklaşımın, Ege ve Doğu Akdeniz’deki sınırlandırma anlaşmalarında da emsal teşkil etmesi bekleniyor. 

JEODEZİK HARİTALAR KULLANILMIŞ

Ayrıca Yunanistan ve İtalya arasında yapılan anlaşmada jeodezik haritaların kullanıldığı görülüyor. Bunun da Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de kullandığı metodoloji ile aynı olması; Türkiye’nin Libya, İsrail ve Filistin ile denizden komşu olduğunu doğruluyor. Bundan önce kullanılan ve diagonal hatların kullanıldığı Mercator haritalarında yalnızca kuzey-güney yada doğu-batı yönündeki komşular tespit edilebiliyordu. Türkiye ise Libya ile imzaladığı Deniz Yetki Alanı Sınırlandırma Mutabakatı’nda dünyanın 1 derecelik açısının da hesaplandığı ve izdüşümünü esas alan gnomonic ve jeodezik haritaları kullandı.[2] 

ATİNA’DAKİ ELEŞTİRİLER

Anlaşmanın kabuluyle birlikte Atina’dan çok sayıda eleştiri geldiği görülüyor. Eski Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias, Yeni Demokrasi (ND) iktidarının “hiçbir şey almadan hakimiyet alanlarını teslim ettiğini” söyleyerek, şunları kaydediyor:

“Bu anlaşmada Yunanistan-İtalya arasında planlanan eski sınırların kabul edildiği ve İtalyan taleplerinin onaylandığı görülüyor. Diapontian ve Strofades gibi Yunan adalarına sınırlı etki tanıyan 1977 koordinatları kabul edilmiş. 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nden önce imzalanan 1977 anlaşması geçerli sayılmış. Adalara sınırlı bir nüfuz alanı bırakılmış. Yeni Demokrasi iktidarı, Uluslararası Deniz Hukuku tarihinde ilk kez üçüncü bir tarafın Yunan denizcilik alanındaki (Aegialitida) haklarını tanıdı ve AB’ye üye her devletin deniz yetki alanlarımızda genişlemesi sürecini başlattı. Hiçbir şey almadan hakimiyeti verdi. Halbuki çeyiz olarak haklarımızı vermek için hiçbir neden yok. Bu anlaşma Yunanistan’ın bölgedeki genel pozisyonunu baltalıyor.”[3]

Emekli Koramiral Stelios Fenekos’un da benzer eleştirileri olduğu görülüyor:

“Türk korkumuzla başa çıkmamıza yardımcı olacak müttefik bulma arzumuz, İtalyan taleplerine boyun eğerek aceleyle ve ödün vererek hareket etmemize neden oldu. Türkiye ile yüzleşme anlamında ise hiçbir şey sunmayan bir anlaşma imzaladık. Aksine, üçüncü tarafların eline koz verdik ve gereksiz yere ulusal konumumuzu zedeledik.”[4]

ANLAŞMA LİBYA VE ARNAVUTLUK’U ETKİLER Mİ?

Türk basınında anlaşmayla birlikte Arnavutluk ve Libya’nın da haklarının gasp edildiği ifade ediliyor. Arnavutluk Deniz Kuvvetleri’nden aldığım bilgiye: 

* Anlaşmada Arnavutluk-Yunanistan arasındaki tartışmalı bölge konu edilmedi. 

* Yunanistan bu anlaşmayı Türkiye’ye karşı bir hamle olarak gündeme getirdi. 

* Arnavutluk-Yunanistan arasında 2018’de tekrar başlayan görüşmeler büyük ölçüde donduruldu. 

* Yunanistan’ın şu anki tek gayreti Mısır ile anlaşmak.

Aynı şekilde Libya’nın da 2005 yılında Malta ile anlaşarak kendi Münhasır Ekonomik Bölgesi’ni ilan ettiği ve bunu Birleşmiş Milletler’e bildirerek tescil ettiği görülüyor.[5]

Dolayısıyla söz konusu anlaşmanın ardından Yunanistan’ın Mısır ve GKRY ile anlaşarak Doğu Akdeniz’deki dengeleri değiştirmeyi planladığı değerlendiriliyor. Peki Mısır ile anlaşmaları ne kadar mümkün?

YUNANİSTAN’IN ÇATAL ÇIKMAZI

Yunanistan’ın Mısır ile benzer bir anlaşma imzalaması için öncelikle Girit, Kerpe, Kaşot, Rodos ve Meis hattını çizmesi gerekiyor. Atina’nın bu adalara tam etki tanıyan tezi, Kahire tarafından kabul edilmiyor. Nitekim Aljazeere’nin yayınladığı Mısır istihbarat raporlarına göre, Yunanistan ile yapılacak bir anlaşmadan büyük kayıpları olacağı Cumhurbaşkanı Sisi’ye bildirilmiş. Sırf Türkiye karşıtı bir hamle olarak Yunanistan, adalarının etkisinden vazgeçerek Mısır ile bir anlaşma imzalarsa, bu sefer varlığını inkar etmiş olacak. Fakat adaların tam etkili olduğu yönündeki tezleri masaya getirdiğinde ise karşısında İtalya ile imzaladığı anlaşmayı bulacak.

ADALARA TAM ETKİ HAYAL ÜRÜNÜ

Yunanistan’ın Ege ve Doğu Akdeniz’deki adalarına tam etki tanınması yönündeki tezi ise uluslararası hukukla bağdaşmıyor. Her şeyden önce bir ada ülkesi olmayan Yunanistan’ın tezleri, daha önce 17 defa Uluslararası Adalet Divanı (UAD)’nda mahkum edilmiş. 

Örneğin Ukrayna ve Romanya arasında görülen benzer bir davada, Ukrayna’ya bağlı Serpents Adası’na, iki ülke arasındaki kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırmasında yer verilmemiş.[6] UAD tarafından verilen kararda, Serpents Adası’nın sınırlandırmayla ilgili kıyılara dahil edilmemesi ve üzerinde esas nokta belirlenmemesinin en temel gerekçesi olarak da “coğrafyayı yeniden şekillendirmemek” olarak açıklanmış. Romanya’nın iddia ettiği, “Serpents Adası’nın, sadece 12 millik karasularına sahip olabileceği ve sınırlandırma hattı çizilirken esas nokta olarak kullanılamayacağı tezi” ise kabul görmüş.

Ayrıca kararda, Libya ve Malta arasındaki kıta sahanlığı sınırlandırmasıyla ilgili karara da atıf yapılmış. Malta’ya bağlı Filfla Adası’nın etkisine ilişkin olarak, Kuzey Deniz Kıta Sahanlığı Davası’nda verilen kararda, “eşit uzaklık çizgisinin hakça olması bazı adacık, kayalık ve sahil çıkıntılarının orantısız etkilerinin bertaraf edilmesi noktasındaki önlemlere bağlı” denilmiş. Kararda Filfla Adası’nın Malta ile Libya arasındaki geçici ortay hattın çiziminde dikkate alınmayacağına hükmedilmiş ve söz konusu Ada’ya sınırlandırmada etki tanımamış.

Divan kararında Katar ile Bahreyn arasındaki sınırlandırma davasında da Qit’at Jaradah Adası’na sınırlandırmada etki tanınmadığına atıfta bulunulmuş.

YUNANİSTAN’IN İKİNCİ TEZİ

Yunanistan, İtalya ile anlaşarak her ne kadar adalara tam etki yönündeki iddialarında zemin kaybetmiş olsa da, ikinci bir tez sunarak Doğu Akdeniz’deki sınırlarını genişletmek istiyor. 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS)’nde takımadaların hukuki statüsü adalardan farklı olarak belirlenmiş. Yani Meis, Karaada ve Fener Adası’nın bir takımada olduğunu iddia eden Yunanistan, bu üç adadan doğan deniz yetki alanı olduğunu iddia ediyor. Böylece Türkiye’nin yaklaşık 100 bin kilometrekarelik deniz yetki alanını gasp etmeye çalışan[7] Yunanistan’ın karşına ise bu kez Güney Çin Denizi’nin Tahkimi Davası[8] çıkıyor.

BMDHS’nin 121/3 maddesi, kaya statüsündeki yerlerin MEB ve kıta sahanlığı üretemeyeceklerini söylüyor. Ada olabilmesi için yerleşik bir halkın bulunması ve kendi ekonomisini üretmesi gerekiyor. Bunun için Yunanistan iskan politikası başlatarak bu adalara insan yerleştiriyor. Fakat Güney Çin Denizi’nin Tahkimi Davası’nda Hakem Mahkemesi, aslolanın adanın modifikasyondan önceki doğal ve çıplak hali olduğunu belirtmiş. Yani kendi ekonomisini üretemeyen, dışarıdan insan taşıyarak şuan için 9 kişilik nüfusa sahip olan bu kayaların bir takımada oluşturması da mümkün değil. 

ADALARIN MÜLKİYETİ BİLE YUNANİSTAN’IN DEĞİL

Zaten Yunanistan bahsettiği söz konusu adaların pek çoğunun mülkiyeti hala tartışmalı. Örneğin Meis Adası’yla birlikte Menteşe Adaları bölgesinde yer alan 13 ada ve buna bağlı adacıklar, Lozan Barış Antlaşması’nda isimleri sayılarak İtalya’ya devredilmiş. Bölgede bulunan diğer iki müstakil ada olan Karaada ve Fener Adası ise Lozan’da egemenlik devrine konu olmamış. 4 Ocak 1932 tarihinde Türk-İtalyan Sözleşmesi ile Karaada ve Fener Adası’nın egemenliği İtalya’ya devredildi. İtalyanlar, Türkiye’nin Lozan’da kendilerine devrettiği adaları 1947 Paris Barış Antlaşması’yla Yunanistan’ın egemenliğine bıraktı. Fakat bu devirde, 1932 tarihli Türk-İtalyan Sözleşmesi’ne herhangi bir atıf yapılmadı. Yani Meis’in yanındaki adalar, Paris Barış Antlaşması’nın akit devletleri içinde bulunmayan Türkiye’nin rızası dışında, Lozan’ın tek taraflı genişletilmesiyle, hukuksuzca devredildi. Ayrıca, Paris Barış Antlaşması’nda sözü edilen Meis’e bağlı “bitişik adacıkların” hangileri olduğu, ne antlaşma metninde ne de ekli haritalarında somut olarak belirtilmedi.

Aynı şekilde Girit’in de 4/5’lik bir bölümündeki egemenlik hakları Yunanistan’a herhangi bir şekilde devredilmiş değil. [9]

YUNANİSTAN’IN SON ÇARESİ

Yunanistan’ın yapabileceği son hamle olarak Meis için Mısır’la Uluslararası Adalet Divanı’na gitmek kalıyor. Emekli Koramiral Stelios Fenekos, yapılabilecekleri şöyle anlatıyor: 

“Mısır’ın Meis’e itirazları varsa, anlaşmazlığı çözmesi için Kıbrıs’la birlikte Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na gidelim. Belki böylece Türkiye de mecburen, Doğu Akdeniz ile Ege’deki tüm meseleler için olmasa da, sorumluluğunu kabul etmek ve katılmayı talep etmek zorunda kalacaktır. Ancak neticede Uluslararası Adalet Divanı, Meis üzerindeki tam nüfuzumuzu tanımayabilir. Yine de Uluslararası Adalet Divanı tarafından onaylanan egemenlik hakları alanlarında, Türklerin zorbalığı olmaksızın, araştırmaları ve madenlerin çıkartılmasını ilerletebiliriz/sürdürebiliriz.” [10]

Daha önce açıkça Lahey kararlarını tanımadığını ifade eden Yunanistan’ın mevzisini geri çektiği, en azından UAD tarafından belirlenecek sınırlı alanlarında faaliyet yürütmek istediği anlaşılıyor. Bunun en açık sebebini ise Kathimerini yazarı Stefanos Kasimatis aktarıyor: 

“Türk Savunma Bakanı’nın medyamız tarafından sunulan son açıklamalarının başlıkları ‘provoke’ ediciydi. Görünüşe göre çoğumuz, Akar Yunanistan’ın Türkiye ile askeri bir çatışmaya girişmesinin ‘matematiksel olarak uygun olmadığını’ iddia ettiğinde, Akar’ın bizi kışkırttığını düşünüyor. Bu öfkeyi çok iyi anlıyorum: çünkü -ne yazık ki- Akar haklı ve vatanseverliğimizden bağımsız olarak bu gerçeği içimizde biliyoruz.” 

[1] https://www.militaire.gr/oi-syntetagmenes-tis-symfonias-elladas-italias/?__cf_chl_jschl_tk__=11087fd09bea6419869fdbb0753a9d9e7de031b8-1592466035-0-ATshfWbduuziOxZc8jyO8nx-Fn8saoTHGXQdmBqBuiKKVJ7g3zOsKw2MuFhcP2hdfa9uUADIw80vs8JdxtPjdo_FqMVZoWq60NbPPRChwvGaOnpgAtGgsiTW8MFRlU5DtJDruDBLu7y2lPNRGt8cd2ASMj1hGchrOE17iuAIOwwVyfdzOWJzdcaanbE-ns5RzQNZUQBoyuIbDFGwVt-qOdfKBeVwxJpQJzm0ZPn9R2N_gpJxQpzaHbZx3AGMXReB6OZYZ86CEuQ5FioJE2ghNQopfp9EbT9hkxqkJEJDryhxxa1v4OXPdsTDUmf54Mk2qizNkgfA3taYnAhkcFaBQxc

[2] https://mavivatangunlukleri.blogspot.com/2019/12/dogu-akdenizde-dunya-yuvarlak-diyebilmek.html

[3] https://www.militaire.gr/kotzias-quot-poy-tha-krithei-i-symfonia-me-tin-italia-gia-tis-thalassies-zones-quot/

[4] https://www.aydinlik.com.tr/bir-yunan-amiral-in-hezeyanlari-210409#1

[5] https://www.marineregions.org/documents/bulletin59e.pdf

[6] https://www.researchgate.net/publication/307570358_Karadeniz’de_Deniz_Alani_Sinirlandirmasi_Davasi_RomanyaUkrayna_ve_Uluslararasi_Hukuk_Acisindan_Etkileri

[7] https://www.aydinlik.com.tr/rumlarin-istekleri-hukuktan-yoksun-turkiye-mart-2018

[8] http://static.dergipark.org.tr/article-download/bb17/cc72/db6a/5ced10b3d26f9.pdf

[9] https://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/girit-adasinin-dortte-ucu-turkiyeye-aittir-2121425/

[10] https://www.aydinlik.com.tr/bir-yunan-amiral-in-hezeyanlari-210409#2

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı